2 Aralık 2012 Pazar

silinen yazıya kızgınlık

sabah sabah çok güzel bir yazı yazmıştım ama yanlışlıkla sildim... bayadır yazı yazmıyorum... bunun farkındayım... Kekikciğimin güzel yazısınıda okudum. ona cebeciden gizli bir ev alacağımki hiç bir akrabası gelip bizi bulamasın. şimdilik hoşçakalın
Deve

Bak bu asansör Türk...



Şu anda Deve ile birlikte oturmuş Disney Çenıl izliyoruz. Deve'nin sarımsaktan sonra vazgeçemediği tek şey Disney Çenıl'dır. Onu üzmenin en muhtemel yolu kumandasını elinden almanız..Sonuç olarak ; pek sevmemiş olsam da, Finis end Förb fena sayılmaz ! Yine de saatlerce başında oturup izlemesinin altında yatan sırrı anlayamadım.
Geçen gün gördüğüm bir rüyada bıyıklarım vardı. Hitler tarzında. Deve'ye kestirsem mi diyordum. O da çok yakıştığını söylüyordu. Kestirmedim.
Sonra bugünkü rüyamda merdivenlerden kayıyordum. Karşımda da milyonlar var sanki ve herkes bana gülüyor. Ama alkış, kıyamet..ıslıklar..Popülerim. On numarayım. Neyse, yaptığım da büyük bir şey değil hani. Götün götün kayıyorum. Uyandığımda yorgan üstümde değilmiş. Anormal sayılmaz tabi...
Deve'yi çok seviyorum çünkü dünyanın en temiz kalpli insanı. Hiç pislik düşünmüyor. Sokakta yürürüz mesela. Bir dilenci görürüz. Aklı bütün yol onda kalır. Hatta bazen bütün hafta. Konuşur durur. Eskiden konuşamazdı da. Yani konuşurdu ama hep ağzına su varmış gibi. O 's'ler çıkmazdı bir türlü. Hah, derdim, işte şimdi tükürücek. Tükürürdü de. Çaktırmazdım. Biri yüzüme tükürse çaktıramam ben pek. Sanki utanacakmış gibi. Ya da burnunda koca bir sümük varsa söyleyemem. Hangisi daha çok utandırır, bilemedim.
Bir ev almak istesem Bodrum modrum değil, Cebeci'den isterim. Orada kalmışım. Çocukluğumun en güzel sekiz senesiydi. O şehir bana her şeyi öğretti.
Freud her şeyi cinselliğe bağlamıyor, siz bir kitap okuyup onun her şeyi cinselliğe bağladığını düşünüyorsunuz. İşin özü başka bence. Bkz. Her şeyin bir nedeni vardır...Bazen Lady Gaga'nın benimle birlikte aynı otobüste olduğunu ve beraber müzik dinlediğimizi düşünüyorum.
Deve tam bir tavuk. Ben bunları yazarken uyuyor. Oysaki hayalimde onun da bir şeyler eklemesi gibi absürd bir düşünce yer alıyordu.
Kendinden olmayanı kabul etmeyen zihniyet. Öl.
Puzzle yapmaya başladık annemle. Büyük sabır. Bolca küfür. Güzel haz.
Kış geldi ya...Ciddi ciddi geldi. Götümüz donuyor Sıtiv reyiz. Dipnot : Laptoplar bazen kombi kadar kullanışlı.
Abla sidi var.

Hoşçakalın
Kekik

12 Kasım 2012 Pazartesi

Allah diyen Kekik

Uzun bir aradan sonra merhaba. Ben Kekik. Deve bana söyleniyor ama o da yazı yazmıyor. Ben çok üşengecimdir. Hoş, o benden de beter. Ama buralara yaz günü bile kar yağıyorsa artık harekete geçmenin tam zamanıdır. Bu kısa, günah çıkartan, sorumsuz girişiminden sonra asıl konuya gelelim.

- Tuvalete sensörlü ışıklardan koyan zihniyetler. İnsan sıçarken neler yapabilir. Çişimi yaptığımda hareket etmenin klozet oturaçımıza verdiği zararları biliyor musun. 10 saniyede bir sönmek de neyin nesi. Tasarrufun da bir hududu var canım.

- O çakmak hiç bitmez... Ne zaman çakmakla oynasam gazı bitecek dediler. Ama o çakmak hiç bitmedi. Mutlaka ya kırıldı ya kayboldu. Gaz da kokutmadı hiçbir yeri. Ama hep ben suçlu, hep ben haşarı çocuk...

-Biri de çıkıp Saba Tümer gülerken ağzına golf topu sokmadı.

-Ask.fm'de soru sorun diye atarlanan sonra da sorulan soruyu eleştiren mantık.O zaman o adresi açmayacaksın.

-Galatasaraylı Burak Yılmaz'ın bebe yakalarındaki kabadayılık bir dönemin Kurtlar Vadisi'nden çıkma pardesü giyen liselileriyle eş değer.

-Bir karı var. ''Kocam üstüme kuma getirebilir'' diyen. Hah işte o bir gerizekalı.

-Madem ki oturmak istiyorsun teyze ve dede, gençler de yorgun olabilir bak. Makina değil onlar.

-Facebookta her gördüğü çocukla fotoğraf çektiren, ağzını yüzünü büzüştüren kızlar. Çok tatlı değilsiniz.

-Her şeyin bokunu çıkarırsınız. Gangnam Style. Tangam Style. Yamyam Style. Mangal Style.


Şimdilik bu kadar. Hihihi deli geldi.

23 Haziran 2012 Cumartesi

zaman geçer biz bekleriz...

Son zamanlarda blogla pek ilgili alakalı olmadığım doğrudur. Anca her konuda olduğu gibi bu konuda da mazeretlerim vardı.

Tabii mazeret denilince akla ilk gelen şeyler gibi mazeretler değil benimki; elektirik kesilmedi, sular yerinde. Daha çok kişisel mazeretler. Şibi evden kaçtı. Çok üzüldüm, blog yazmakda neymiş dışarı çıkmak, duş almak bile istemedim. Tabi bir yandan da Aybi ile uğraştık ailecek... Uyuyamadık, uyanamadık. Miyavda miyav! Neyse ki (dualarım yerine ulaşmış olmalı) 3 hafta sonra "bence burdadır ya" dediğim yerde görüldüğüne dair sevinçli ancak tereddütlü bir haber aldım. Sonuç, oymuş. Bembeyaz kedi kapkara olmuş. Bizi görür görmez ayağımıza yatmasa inanmazdım onun Şibi olduğuna. Eve gelir gelmez Aybi bunu bir güzel öptü, okşadı ve yıkarmışcasına yaladı. Seside kesildi tabi... Kim özlemez 2 yılını birlikte geçirdiğini?
Tam mutlu olmuş, yeniden bir aile olduk diye düşünmeye başlamıştımki...

2 hafta sonrada Aybi sokak hayatını tanımak için olsa gerek evden kaçtı. Ama o da dayanamadan geri döndü 1 hafta sonra.

Tabii Aybinin yokluğunda Şibi de yerinde durmadı. Kırmadık cam, tırmalamadık ayak bırakmadı. Aybi geldi o da duruldu. Sonra dedim, hadi blog gireyim artık yarın, ama yarın işe başladım. Böylece blog girme işim gene yalan oldu.

Güzel ülkemin güzel insanlarından birileri olan patronum ve patron çocukları pek de batılı çıkmadı. Sonuç olarak diz üstündeki şortuma laf ettikleri için, ertesi gün kafamdaki güneş gözlüğümü çıkartmayarak protesto ettim onları ve sonuç olarak onlar beni işten çıkarttı. Şu sıra her şey olurunda gibi gözükmekte. Sonunda evde oturduğum için blogumuda yazma fırsatı buldum.

Hepinizi öper, en yakın zamanda tekrar görüşmek üzre der ve giderim.

Deve

10 Haziran 2012 Pazar

Yenidünya

Şişme kadın

Aslında ben her şeye ara veririm. Kitaplara, oyunlara, dinlediğim şarkılara, filmlere...Ama kekikyiyendeve'yi sık sık güncelleyeceğimize dair söz vermiş idik. Yazıcam dedim dedim inanmadınız, bak ne oldu şimdi ?

İşin özü şu anda kolum çok ağrıyor. Annem bengay sürdü. Bu ilacın adına hastayım. Bengay. Nasıl bir özgüven kusmak, nasıl bir ben buyum demektir. Neyi düşünerek bu ismi vermişler acaba...Her neyse. Bu kez deve'yle boğuşurken olmadı. Hoş yine deve tarafından yapıldı. Dirseği koluma girdi. Evet bunun başka açıklaması olamaz. Artık içeride kemik mi et mi ne varsa vay haline.Çatlamış olabileceğinden şüphelendik gerçi çatlaksa da ne yapılır bilemiyorum. 

Balıkların esrarengiz ölümleri devam ediyor. Hadi madem ki ölüyorsunuz insan arkada bir miras bırakır yahu. Ne kılçık var ne göz ne solungaç ne yüzgeç. Tabağını silip süpüren insanlardan farkınız ne. Hayır görsem kızmam, böyle daha korkunç oluyor. Yarın akvaryumu temizleyeceğiz. Bakalım umarım diplerde bir ölü hayvan mezarlığı bulmam. Geçen gün uyandığımda üç ölüm haberiyle kalktık. Pek midem bulandı. Bir tanesi çok önceden ölmüş sürüklenerek motora yapışmış. Olduğu yerden çıkarayım dedim bu sefer de parçalara ayrıldı. Hiç hoş değildi. (+18)

Sivrisinekler meydana çıktı. Merhaba uykusuz geceler.

Keşke bir günlüğüne istediğim herhangi bir insanın/ ya da birden çok insanın yerinde olabilseydim.

Deve'yle birlik olup teknolojiye merhaba dedik. Başlangıçta sevmiyor gibi gözükse de şimdi yeni telefonuyla her girdiği mekanın masasının üstüne imzasını atıyor. Ardından cüzdanı ve arabasının anahtarları da geliyor. Ve birde bakmışsınız garsonları tek hareketiyle çağırır olmuş. Akşamları golf oynuyor, öğle vakitlerinde de bıranç'a gidiyor..Hey yavrum hey. Deve'nin üstüne binip 'babam sağolsun' bile yazdırır..
ilginç sinema salonu Denizin Ortasında Doğanın İçinde Sinema Keyfi
Denizi masmavi olan yerlere hayranım. Bir de şu denizin ortasında sinema keyfi olan yere. Oturup üç saat godfather bile izlerim. Sıkılmam. Yaşanır ki orda. Canın sıkıldıkça denize girersin. Millette para bok.






Annemin balkonu seraya doğru gidiyor. Domatesler, biberler, çiçekler, saksılar, topraklar...Ov yea!

Şu televizyonda yeni başlayan ünlüye benzeme yarışması ne kadar saçma bir atılımdır. Madem amacınız bağış yapmak, bunu yarışma olmadan da yapabilirsiniz. Ne gerek var reyting almak için saçma sapan bir program yapmaya. Seyfi Dursunoğlu'nun olması tek izleme nedenimdi kanımca.. Daha da bakmam..

Bir günlüğüne laboratuvarda takılıp ne var ne yok görmek, izlemek istiyorum.

Şimdilik bu kadar. Yakın vakitte tekrar geleceğim.
Siyuleytıreleveytır.


Kekik

30 Nisan 2012 Pazartesi

Açlık Mücadelesi

Burun deliklerimden akcak kadar tokum ancak hala yemek yeme isteği ile dolup taşmaktayım. Yeni eve taşınalı daha 3 gün olduğundan yiyecek dışında akla gelebilecek her türlü ıvır-zıvır var.

Şöyle 1,5 porsiyon, üstü sıcacık tereyağ ile kaplanmış yanında buz gibi yoğurdu ile güzel bir iskender olsa hangi aklı selim hayır der bilemiyorum. Mesela ben, ne kadar tok olsamda iskendere asla hayır diyemem. Hatta Kekikle sayısız hayal gücü ürünlerimizden biri olan "evsiz bir adama tepsi ile yemek götürme" planımız a iskender de dahildir. O da çok sever iskenderi. Ancak ikimiz bir masaya oturupda yiyemedik hiç.

Biraz züğürtağlar olduğumuzu hiç utanmadan dile getirebilirim. Hiç bir zaman diyemedik garsonlara " sofrayı donatın" diye... Hoş o laftanda hiç bir şey anlamam. Zavallı garsonda "peki efendim" der ve gider. Biri bana "masayı donatın" dese, oturur 2 saat düşünürüm, bu adamlar ne ister, ne sever ne sevmez diye. Sanırım filmlerde daha kolay oluyordur. Masaya ne geleceğini senarist belirlediği için... Neyse. Konu bu değil. Konu iskender de değil. Açım. Mütemadiyen açım ve yemek istiyorum. Parkta elimde dönerim ile koşturmak, 2-6 yaş arası çocuklar için yapılmış, sadece bir kolu kaslanmış bir şekilde salıncağı durmaksızın çeviren adamın, salıncaklarından mor olanına binip cips yemek istiyorum. Fesleğen kokularına sarımsak katmak, deniz suyundan tuz arıtmak istiyorum. Açken çok fazla şey istiyorum. Yemek yemek ya da uyumak istiyorum! Yemek istiyorum.

Deve

26 Nisan 2012 Perşembe

Sorular sorular aklımdaki sorular

Şu anda girebildiğim ender internet sitelerinden biri blogspot olduğundan gayri ve ödevlerle boğuşmaktan isal olmuş halet-i ruhiyem'den ötürü içimdeki bir kaç sorunsalı paylaşma isteğinde bulunmak istiyorum...
-Hayatımda beni maça 85.dakikadan sonra giren futbolcu kadar üzen bir şey olmamıştır. Yazık günah değil mi o adam bir de 15 dakika ısınıyor zaten...Ayağına top gelecek mi belirsiz..Olur da şans eseri gol atarsa zaten yeni bir tür ortaya çıkıyor bkz. Nöbetçi Golcü bkz. Yaşlanmayan Genç Semih bkz. Fenerbahçe

-Bir de şu var. Sarı kart görünce hala bağıran futbolcu. Bu zamana kadar en azından benim bildiğim kadarıyla futbolcu itiraz etti diye hakemin ''aa pardon tatlım kartımı geri alıyorum'' dediği görülmemiştir...Sinirlilik, agresiflik elbet anlaşılabilir de çeneni tutsan ne olur ? bkz. Emre Belözoğlu

-Konserler olur. Gitarlar kırılır. Nedenini anlamam. Hani bir zamanlar sen o gitarı almak için bir taraflarını yırtmıştın ? Hani ailene bunun bir heves olmadığını inandırmaya çalışmıştın ? Şimdi paralandın da götün mü kalktı?

-Şimdiki maddem Deve'yi de yakından ilgilendiriyor...Doğrama tahtaları...Şimdi benim annem de çok karşı bu olaya..Her şeyi elinde keser, doğrar. Nitekim Deve'nin annesi de öyleymiş...E nerde alın-verin-ekonomiye can verin mantığı ? Bu doğrama tahtalarını kim alacak o zaman ? Sen de bir zamanlar amatör değil miydin ? Hem parmaklarının arasından akan domates hanginize zevk verebilir ki ? Olmaz böyle şey...

-Yazın bikiniyle özgürce takılan ey kızlar...! Yanlışlıkla bir erkek tarafından iç çamaşırınız göründüğünde kopardığınız yaygara neden...

- Şimdi de mistik bir sorunsal geliyor..Öldüğümüzde ruh bedenden ayrılıyorsa..Ve asıl yaşayan her zaman için ruhsa, diyebilir miyiz ki asıl hayatımızı rüyalarda yaşıyoruz ? Nitekim rüyalarda da ruh ayrı bir alemde takılıyor ya hani...Bilemiyorum..Düşündüm bunu çok..

-Üç harfliler lafı kadar uyuz olduğum bir laf daha yok. Neden cin demiyorsunuz be kardeşim ? Bu gereksiz rtük neden ? Söyleyince geleceğini düşünecek kadar cahil misin ki...Şarkısı bile var...cin cin çıkacak kuş çıkacak...

-Kulak memesi kıvamı derler mesela...Kime göre neye göre ? Dedemin kulak memesi lastik gibi mesela..Ama babamınki biraz daha sert...Hayır aile üyelerimin kulak memelerine dokunmaya çalışmıyorum...



Şimdilik bu kadar...Yeni sorunlarla tekrar karşınızda olacağım...

Kekik

Bir Deve'nin Günü


Sıkılmışım.
Kafamın içinde bulunun her bir hücre, bu sıfatı oluşturucak harfleri mırıldanıyor. S-I-K-I-L-D-I-N.
Sıkılmışım.
Yataktan kalkamıyorum. Kolum bir yerde bacağım bir yerde. Toplamaya çalışsam, bacağım kolum oluyor kolum bacağım. Kollarım taşıyamıyor bu bedeni.
Sıkılmışım.
Boş sokaklarda “ben burdayım” diye bağırmak istiyorum. Evler bilsin orda olduğumu, kaldırımlar bilsin. Kollarımı açıp tanımadığım bir kadına “anne” diye sarılayım; o da “yavrum” diyip bağrına bassın beni. Sonra hiç olmamışcasına gidelim yollarımıza.
Sıkılmışım.
İçimdeki yük için hamal lazım. Taşımaktan yorulmuşum. Her gün kaç yokuş çıkmış, kaç merdiven atlamışım...
Sıkılmışım.

Deve

20 Nisan 2012 Cuma

Domatesli uçak

Yazın ya da ilkbaharın geldiği domateslerden belli olur. Bir dönem içleri geçmiş, yamulmuş, zedelenmiş domatesler yediğimizden şu an oldukça mutlu ve sağlıklı olduğumu hissediyorum. Deve buraları çok yalnız bırakmış...2 gün gidiyorum hiçbir şey yazmıyor...Kalemine sövdüğüm. Halbuki aklındakileri bir solukta yazsak roman olur.
Keşke pilot olabilecek kadar donanımım olsaydı. Şu an uçak parçalarını rahatlıkla açıklayacak kadar bilgim var ama benim kullandığım uçak kesin düşer. En azından kabin memuru olsaydım. Ya da her gün uçakla seyahat edebilecek bir yolcu. Türbülansa girseydim kara kutuyu yeseydim. Bu husustaki en büyük hayalim ki bu gerçekten büyük bir hayal kendi uçağımı yapmak kanımca. Belki bir gün olur. Evde uçak sesiyle çalışan çamaşır makinamız da artık beni eskisi kadar heyecanlandıramamaya başladı...Haydi hayırlısı...Yetkililere de seslendiğime göre gidebilirim..
.


Kekik

10 Nisan 2012 Salı

Salam güzel gıda

En yavşak ses tonumla : Güneeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeaaaydın !

Bu saatte buralarda kimse bulunmuyor. Zaten bulunuyorsa da uyumak üzere oluyor yahut yatağından yeni kalkmış gözleri çapak içinde de olabilir. Bilemiyorum. Bugün büyük gün. Bugün kurtuluş günü. Yok artık DEVE! Yarışmamız var bizim bugün..Türkiye için küçük ama İstanbul için büyük bir gün. Partiler vermeye zarfın içine para tıkıştırıp sokaklara fırlatmama gerek yok tabi..Öncelikle düğünün KENDİ İÇİNDE olacak. Beş karış suratla misket oynamak gibi bir görüntü sergilemek istemiyorsan güne sulu yumurta yiyerek başlamalısın. Sulu yumurtaya neden sulu yumurta demişler acaba. Yani margarini de tavaya koyunca böyle yavşak bir görüntü elde ediyorsun ama sulu margarin demiyorsun yani. Çalıştıkça büyüyen tek şey meyveler. Ben buna kanaat getirdim. İnsan çalıştıkça erir, küçülür. Aslında şu iş görüşmeleri de tamamen saçmalık. ''Olmadı'' ya da ''İşe alınmadınız'' diyen bir kişi bile çıkmıyor. Böyle bir yamuk tavır görmedim. Sanki vay efendim sen beni nasıl almazsın diyeceğim..Neyse..

Sabah sabah daha alasını yazamazdım zaten...

Kekik

9 Nisan 2012 Pazartesi

FeyKahvaltı

En güzel kıyafetlerini giyip, en pahalı gözlüklerini takıp, en hızlı arabalarına binip bir yere gitmişler. Sözümona köy kahvaltısı yapıcaklarmış. Sofrada, salamından meyve suyuna; meyve suyundan nutellasına kadar herşey var. E kardeşim sormaz mı insan size köy kahvaltısı bunun neresinde diye? Sıcacık katmerin üstüne sürdüğün inek sütünden yapılma tereyağın nerede?
Adına yakışır bir kahvaltı etseler verdikleri paraya acımayacağım. Zira İstanbul gibi bir şehirde köy namına birşey bulmak zor olduğundan epey pahalıya satmaları mümkün. Ancak bu parayı hak ederek alan, menüsünde  kahvaltı öğünü bulunan hiç bir pastane, restoran ya da çay bahçesi yok. Gerçi verdikleri paraya ben niye acıyayım benim derdim feysbuk gibi sosyal paylaşım sitelerinde "köykahvaltısı" sıfatı altında yayınladıkları fotoğraflar. İllet oluyorum.

Deve

28 Mart 2012 Çarşamba

Üstelik oğlum, adam oldun demektir

    çevrende herkes şaşırsa bunu da senden bilse
    sen aklı başında kalabilirsen eğer
    herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır
    hem kendine güvenebilirsen eğer
    bekleyebilirsen usanmadan
    yalanla karşılık vermezsen yalana
    kendini evliya sanmadan
    kin tutmayabilirsen kin tutana

    düşlere kapılmadan düş kurabilir
    yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer
    ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir
    ikisini de vermeyebilirsen değer
    söylediğin gerçeği büken düzenbaz
    kandırabilir diye safları dert edinmezsen
    ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz
    koyulabilirsen işe yeniden
    döküp ortaya varını yoğunu
    bir yazı turada yitirsen bile
    yitirdiklerini dolamaksızın dile
    baştan tutabilirsen yolunu
    yüreğine sinirine dayan diyecek
    direncinden başka şeyin kalmasa da
    herkesin bırakıp gittiği noktaya
    sen dayanabilirsen tek

    herkesle düşüp kalkar erdemli kalabilirsen
    unutmayabilirsen halkı krallarla gezerken
    dost da düşmanda incitemezse seni
    ne küçümser nede büyültürsen çevreni
    her saatin her dakikasına
    emeğini katarsan hakçasına
    her şeyiyle dünya önüne serilir
    üstelik oğlum

    adam oldun demektir


ALINTI

Romantizm

Şibi 2 yaşına hangi gün girdi bilmiyorum ama Mart ayında doğduğuna eminim. İlk eve getirdiğimde o kadar küçüktüki yürürken yalpalıyordu. Annesini aradığını, belkide süt içmek istediğini falan düşündüğümden "ya ölürse" diye çok korkmuştum. İlk kakasını gördüğüm zaman mutluluktan ağladığımı hatırlıyorum. Hatta kakasını saklamayı bile düşünmüştüm. Mutlu olmuştum çünkü. Kakasını yaptığına göre benimle, benim evimde mutluydu. Ben yatakta uzanırken bacaklarımda pc; göbeğimde yüzü pc ye dönük şibi... Uyur ve yüzüme doğru osururdu... Güzeldi.
Aybi geldikten sonra Şibi yanıma gelmez, kucağımda uyumaz olmuştu. Yıllar geçti şimdi 2 yaşında koca delikanlı oldu. Garip bir şekilde gırlayarak karnıma çıktı. Şaşırdım. Döndü, yattı. Beğenmedi kalktı. Döndü yattı.... Son olarak bu pozisyonu alarak uykuya daldı. Bense bundan 2 yıl öncesne giderek onu okşamaya devam ettim...
Kekik'in sayısız balık paylaşımlarından sıkıldığınızı varsayarak size kedim ile olan uzun zamandan beri yaşayamadığımız romantik anımı anlatmayı uygun gördüm. Bu anımda da yanımda olduğunuzu bilmek, hissetmek çok güzel. Esen kalın.

Deve

27 Mart 2012 Salı

Obezite

Bu Deve'nin bir şey yazacağı yok..En iyisi ben yazayım..Hoş genelde baktım da hep balıklardan bahsediyorum..Lakin her gün yeni bir olay yaratmaya devam ediyorlar..Ne diyem mahmut..ne diyem..
Şu an hepsi zeplin misali salınıyorlar akvaryumun içinde..Bir kaza sonucu yemlerin yarısını içine döktüğümden acımız büyük..Kolum kadar sıçmaya başladılar ki karınları da hayli genişledi.. O kadar şiştiler ki yemek gördüklerinde ağızlarından atıveriyorlar..Durum hiç de iç açıcı gözükmüyor..Yemekten çatlamaları an meselesi gibi..1-2 gün yemek vermemeyi düşünüyorum ama bu da çözüm değil..Gözlerimin önünde eriyip gidiyorlar.. (burası biraz abartı)

Şekil 1.a



Kekik..

25 Mart 2012 Pazar

Çeneniz biraz ileride mi Şükran Hanım?
-Hayır sizinkisi biraz geride.


Deve

20 Mart 2012 Salı

Antartika

Uzun zamandır izlemek istediğim bir filmi sonunda vakit bularaktan izledim.  Pek güzel pek şahane. Tabi ki bu güzel övgülerin penguen sevmemle alakası yok. İmparator penguenleri favorimdi ancak Babamın penguenlerinden sonra ikinci favorim Gentoo penguenleri oldu. Cim Keriyide severim işte. İyiki var bu penguenler. Hayat tatsız tuzsuz göbeksiz geçerdi yoksa. İnsandan bile daha çok gelişmiş bence sevme, acıma duyguları. Hele bebekleri yumurtadan çıkmadıklarında nasılda asıyorlar yüzlerini, başlarında bekliyorlar günlerce :/ Neyse işte. Uzun zamandır yazmıyordum kendimi unutturmayayım dedim.
Saat 5:40. (inanma alttaki saate. Hala değiştirmedik saat ayarlarını) Hava aydınlanmaya başladı. Yaz geliyor. Ben ne zaman bakmasam lacivert maviye dönüyor. Deve penguenleri çok seviyor.

Deve

17 Mart 2012 Cumartesi

Pislikler

Sonra şey olur. Kadın uyanır. Bir de bakmış kocası elleriyle hazırladığı kahvaltısını yatağına kadar getiriyor. Kadın bir mutlu bir mutlu...Düşünmüyor gözündeki çapağı, kurumuş tükürüklerini, tam ucunda bekleyen çişini, yemek artıklarıyla bezenmiş dişlerini, düşünmüyor. Hapur hupur yiyor. Ne o romantik olacaklar! Yahu önce bir git çişini yap, yüzünü yıka be kadın. Ya reçelin içine çapağın düşerse ? Ya gece burnunu karıştırdıysan ve elinde hala beklemekte olan bir sümük varsa ? Neden..Neden bu romantik olacağız,ortama uyum sağlayacağız tavırları..Sabah sabah burnumun içine kahvaltı sokan kocam aslında bir emrivakiye de parmak basmış olmuyor mu? Buradan bütün önce çişini yapan, sonra yüzünü yıkayan ve daha sonrasında kahvaltıya gelen kadınlara sesleniyorum !
''İyi ki varsınız''..
Çünkü siz de olmasanız çapaklarımızı ekmeğe sürüp, çişimizi ucunda tutarak çevremizi sahte gülücüklere boğmak suretiyle ''kahvaltı çok güzel olmuş hayatım'' diyeceğiz..Çünkü siz bir geleneğe dur diyerek kendinizden önce gelenlere tarihi bir ders verdiniz..Çünkü siz aslında yemek yemeyi çok seviyorsunuz. Ama doğal ihtiyaçları karşılamamak herşeyden önce AYIP.
Şimdi çapağınızı ekmeğinize banabilirsiniz.
Saygılar.


Kekik

11 Mart 2012 Pazar

Nasıl biri olduğumu kabullendim ve ona göre yaşıyorum.

Deve

8 Mart 2012 Perşembe

Deve'nin IQ'su

Adını tam olarak hatırlayamadığım; ersin diye şişko bir adamın sunuculuğunu yaptığı "aman düşünüyorum" ya da "dikkat düşüyorum" adlı (tam emin değilim komple sallamışta olabilirim isimleri) düşüren bilgi yarışmasına başvurdum. Temenlim programa çıkıp düşmek. Tabii para alırsam daha da hoş olabilir. Programa çıkmayı istediğimden de başvurmadım gerçi. Maksat eğlence olsun, atraksyon olsun. İyi geceler. Saat 05:09. Blogun saat ayarlarıyla henüz uğraşma gibi bir eğlemde bulunamadıkta...

Deve

6 Mart 2012 Salı

Yayın Başlığı

Her defasında açık kapı. Sömürülen bir heves bu. Hiç inandırıcı gelmesede bile bile lades. Anlamıyorum sansın aptala yatıpda oynadığı oyunları. Sonrasında haklı görebilir istediği kadar kendini. Özgürlüğü kısıtlama değil bu. Elde tutmaya yarar bir ilgi. Biraz öte bahsettiklerinden. Kedinin ayağı sakat. Doktorculuk oynarız belki

Deve

3 Mart 2012 Cumartesi

Lamba cini

Önce hangisi patladı bilmiyorum ama ilk patlama fazla ürkütücü değildi. Neticede hepimiz bunun klasik bir ampul yanması olduğunu düşündük ki baktığımızda pek de farklı bir sonuçla karşılaşmamıştık. Ardından patlayan ampuller kısa sürede hayli yol aldı. Dediğim gibi sırasını tam olarak çıkaramasam da salon,mutfak,hol,banyo,yatak odaları birer birer patlak ampuller takımının bir üyesi olmayı kabullenmişti. Başlıca özellikleriyse dokunduğumuz anda patlıyor olmasıydı ve bu durum bir yerden sonra oldukça korkunç bir hal aldı ki evet tam da şu anda içlerinde yaşayan cinlere ''come out, come out wherever you are'' diyerek kendilerini belli edecek bir ses yahut daha belirgin bir işaret bekleyecek haldeyim. Neden böyle oluyor, apartmanın elektrik tesisatında mı bir problem var bilemiyorum. Klasik insan aklı da bu tarz şeyler düşünmez zaten. Aklına olabilecek en abuk şey gelir, hatta bazıları ağıza bile almaz, üç harfli der. Sanki üç harfli derken asıl kastettiği şey cin değilmiş gibi. Her neyse. Eğer hakikaten oralarda bir yerlerde gizliden gizliye bizi izliyorsanız size bir de sorum olacak :Vakti zamanında annemin didim didim aradığı, evi alt üst ettiği kulplu bardaklarımız nerede ? Camdan atacak halimiz yok ya. Hadi bir kere camdan çay kaşığı atmışlığım olmuştu. Sebebini pek hatırlamıyorum. Ama koca bardağı atacak kadar da büyük bir nedenim olamaz değil mi ? Bir de hazır seni bulmuşken bir ricada daha bulunmak isterim. Arada sırada iddaa sonucu söylesen ? Hatta şöyle yapalım. Ben bir maç söyleyeyim. Sen de skor sayısı kadar ampul kır. Ne dersin ? Sonunda ikimiz de mutlu oluruz. Porno misali. Hadi diyelim ki bunları da yapmak istemedin. Dışarı çık da gül yüzünü göreyim. İki sohbet edelim. Ne olmuş yani ? Alıp götürdüklerinin yanında bu gizli tavrının hiç gereği yok. Hepimiz senin kim olduğunu biliyoruz. Ya da bize şöyle takım olarak bir ampul seti al. Sen de kurtul biz de kurtulalım. Ayıptır.


Kekik

29 Şubat 2012 Çarşamba

Bang Bang


İdama karşı değilim ama bir başkasından, dolaylı ya da doğrudan gelecek olan ölüm can yakmadan yapılmalı diye düşünüyorum. Neticede daha önce yüzünü bile görmediğim bir insan gelip beni infaz etsin istemem. Nasıl bir hakkı olabilir ki, benim davam onunla mı ? Bazı insanların kafası çalışıyor. Sonuçta bu zamana kadar yapılmış tüm infaz yöntemlerinde acı üst planda. Kurşuna dizme, elektrik şoku, kelle uçurma, boğma, fare zehiri, çin işkenceleri vs.vs..
Zeki adam Julijonas. Ne güzel bir tren icat etmiş. İlla ki birini öldürecekseniz koyun trene, en azından son anlarını mutlu geçirsin. Kirli ya da temiz. Ölüm; her şekilde aynı kapıya çıkacak. Amaç 'yaşayan varlığı yok etmek' ise, canileşmenin lüzmü yok. Ne olacağına diğer tarafta olan ya da olmayan karar versin.


O haber ;

Julijonas Urbonas’ın geliştirdiği konsept ötanazi treni, İngiltere’de günün konusu oldu.

Londra’da Royal College of Art öğrencisi Litvanyalı mühendis Julijonas Urbonas’ın geliştirdiği konsept ötanazi treni, İngiltere’de günün konusu oldu. Teoride tüm yolcularını öldürmesi için planlanan tren, saniyede 100 metre hızla hareket ediyor. Yolun    sonuna gelindiğinde beynine oksijen gitmeyen yolcu, acı çekmeden hayata veda ediyor. Urbonas, düzeneğinin isteyenlere insani ve zarif bir ölüm sağladığını söylüyor.

Bilgisayar simülasyonuna göre, oksijensiz kalmaya bağlı ölüm, son karedeki gibi oluyor.




Kekik Haber bildirdi.

28 Şubat 2012 Salı

Gebeyim

Canga da ölürse ''hamile balık bakamıyorum'' tezim gerçekleşmiş olacak...Ne olur ölme. Sen annesin. Yavrularını düşün..Beni beni..Bihterini..Şu an kendi halinde özel odasında takılmakta..Keyfi yerinde gibi görünüyor ama öyle görünenlerden korkacaksın..3-4 güne kalmasın, doğursun. Benim de küçük lepisteslerim olsun artık !



Kekik

Pilav üstü kuru


Kekik ile Deve bir olunca samanlık seyran oluyor!
Fırından taze taze çıkmış kapkekler..
Biz afiyetle yemeyi tercih ettik .
Peki ya siz ?


Kekik

26 Şubat 2012 Pazar

Bilmem Kim Niye Ne Nereye

Göz görmeyince gönül katlanırmış. Benim gönlüm katlanmaz gözüm de bi sikim görmez oldu. Neyi nereye koyduğumu bilmeden bırakıyorum öylece düşerse düşsün diye. Kırılıcaksa da kırılsın artık yeter benim kırıldığım diye. Dolap dolusu ekstra uzun kibritim var. En son ne zaman ifşa ettim ruhumu? Yakarım bir tane her dara düşüşüm için afişe olur içim. Bu kibritler ne zaman birikti bu kadar?  Yaktım şimdi. Bir elim klavyede bir elim kibritte. Kokusu... Gerçek. Yaşadığını hissettiriyor insana. Duman odam. Parmak uçlarım ateş. Mağranın içine doğru "kimse var mı?" diye bağırmak gibi. Kimsesizce. Acil olan tarafım bebek. Önce oraya bakın. Ateş söndü. Ucu düştü kibritin bilmem nereye belki en derin nehirlere. Yatağımın altına. Eğilip "kimse var mı?" dedim. Bir bağırış çağırış ki sorma. Kimleri unutmuşum yatağımın altında... . Bu ateş fazla yüksek. Söndü ama. Kibritin ucu mor. Şubata ait olmayan bir hava var sokakta. Kibritin ucu kahverengidir aslında. Sabrımı siksinler. Çölde bile yılmadım. Hörgüçlerime dayandım. Kertenkele oldum kumun altına saklandım. Kimse görmedi. Saklanışımı bile bilmedi kimse. Deve olmanın sorumlulukları vardı elbette.  Bir kibrit daha. Parmak uçlarım nasır. Dudağım yara. Gözlerim kör ya da uyuyorum. Yorulmuşumdur belki.

Deve

24 Şubat 2012 Cuma

'' Sıradaki parçamız dar kafalı, geniş vajinalı ablalar ve fermuarı hep açık gezen abiler için geliyor… Şu hayatta anlayamadıkları binlerce şeyin birinden bahsetmek istiyorum.
Aşk yasaklanmış bazı yerlerde ya da daha doğrusu bazı bedenlerde… 
Aynı olanlar sevemezlermiş birbirini… Kurallar varmış, hani o çok uydukları kurallar var ya… 
Her türlü teknolojinin yaşandığı ve hatta tavukla bile sevişildiği yüzyılımızda, iki aynı cinsiyetteki bedenin birbirini sevmesi: yasakmış hala!
Size mi layık aşk? Size mi legal? Sevmek için sikkafalı bi herifin penisi mi olmalı o aşkın içinde! Ya da sizin “herkese açık” yollarınızla mı yürüyor aşklar? Siz çirkinler, hep demez misiniz: “insanın içi ayrı dışı ayrıdır, önemli olan iç güzellik…” Siz piç herifler:”Böyle göründüğüme bakma, içim…” vs. vs. vs…. Ee, o zaman? Nasıl yapacağız? Demek insanın ruhu ayrı, bedeni ayrıymış… Demek ki neymiş: herkes kendi işine baksınmış…
Siz sevgili kadıncıklar: babalarınızın yanında namus abidesi, el değmemiş tertemiz kızcıklarken, yataktan yatağa geçerken içiniz başka dışınız başka değil mi? Siz sevgili adamcıklar: Hepiniz dışardan bakılınca maşallah adam gibi adamsınız, evet. Ama içiniz orospu çocuğu hepinizin! Onların da dışı aynı ama içleri bambaşka… “Onlar” diyorum ve evet ayrımcılık yapıyorum, sizden ayırıyorum onları: çünkü hiçbir zaman onlar gibi olamayacaksınız… Ha, zaten bu yüzdense öfkeniz, anlarım… Hani sizin en asinizin bile yapamadığı şey… Kuralları yıkmak, kalıplardan taşmak, istediğin gibi, içinden geldiği gibi yaşamak… Ve evet: Tanrı’ya söylediği sözü hatırlatmak! “Ruh ve beden ayrıdır. Ruh kalıcıdır, bedense sadece bir giysi gibi…” Tamam, tam olarak bu sözlerle olmayabilir ama böyle… Hani sizin yatağa yalnız girmediğinizde hatırlamadığınız Tanrı’nız…
Aşk yasakmış onlara… İyi olur, eğer aşk sizin anladığınız şeylerse… Herkese, her şeye aşk dersiniz ya hani, ha bir de yatakta yaşanır ya sadece aşk… O adamdan o adama, o kadından o kadına geçerken kaybedersiniz de yatakta yeniden bulduğunuzu sanırsınız… Hani yüzlerce insana değmiş ve artık hiçbir mahremiyeti kalmamış olan “mahrem” yerleriniz…. Sizin için aşkın bileşenleri budur ve aşk yalnızca sizin hakkınızdır! Evet… Alın sizin olsun, onu da bir tarafınıza sokun: bir eksik bir fazla, ne fark eder değil mi? Değil mi….
Sıradaki parçamız dar kafalı, geniş vajinalı ablalar ve fermuarı hep açık gezen abiler için geliyor: Sizleri hiçbir zaman dışlamadık, hep alttan aldık sizin boktan dünyanızı… Sizi görünce tek bir laf etmedik, ne yapalım dedik, yazıktır günahtır, onlar da insandır… 

Siz de, sizin asla olamayacağınız kadar temiz ve hepimizin kıskandığı kadar cesur insanlara boşuna ulaşmaya çalışmayınız lütfen.
Zira siz yataktan yatağa atlarken ayağınızı burkmamaya, babalarınızdan gizli olan ve “sikildiğinizle kaldığınız” aşk hayatlarınızda hamile kalmamaya, yattığınız kızlardan hastalık kapmamaya ve hatta eşeklerle, tavuklarla yaşadığınız platonik aşklarınıza dikkat edin…
Sizi çok kıskanıyoruz saygıdeğer insancıklar. Keşke herkesin derdi tasası sizlerinki kadar kolay olsa:” Bu gece kimle yatacağım?” Bu dünyada o kadar çok dert var ki, size beyninizin alamadığı şeyleri anlatmakla vakit harcayamadık, affedin. Size arada “kaşar, orospu, orospu çocuğu, piç, pezevenk” gibi sıfatlarla hitap ettik, çünkü “insan” olduğunuzu çok uzun zaman önce unuttuk, affedin…. Siz de lugatınızda ancak bulunabilen kelimelerden “ibne”yi seçin, öyle hitap edin o insanlara…Bunu demeniz için gözünüzün içine bakıyor herkes, inanın. Çünkü sizin gibi üstün(!)bir ırkın, sevgili “orospu çocukları”nın onları anlamıyor ve sevmiyor oluşu, başta onlar olmak üzere tüm “insan”lar için büyük bir onurdur. Ve hepimizin gözünde onları daha da yüceltir… Hadi şimdi hepinize birer “siktirin gidin! ''

dedi ; Bir Dost

lav mi bek

Ben bu Bonomo'nun şarkısını pek çok sevdim. Melodisi, diğer şarkılarını andırsada; hem kendi tarzından ödün vermediği için hem de akılda kalıcı, hoş söz ve müziğe sahip bir eser ortaya koyduğu için kendisini kucaklıyorum. Tepkilerin bu kadar büyümesine de bir anlam veremiyorum. Zira zamanında Limi limi ley adlı eserle tüm hünerlerimizi ortaya dökmüş bir milletiz. Belki kazanırız belki ilk 3'e bile giremeyiz ancak böyle güzel, tam erovizyonluk, neşeli, hareketli, kıpır kıpır şarkı yapabilme kapasitesindeki sanatçılar Türkiye içinde hala bulunduğundan mutlu olmalıyız diye düşünmekteyim.

Deve

20 Şubat 2012 Pazartesi

En sevdiğim çiçek

Bunun diyetine bile girerim ben. Grev bile yaparım bununla. Hiç bıkmadan günlerce yiyebilirim. Ne güzel şeysin sen! Tadın hep 10 numara! Annem de öğrendi nasıl olsa... Bu kış bana karalahana!

Deve

Aç ayı

Kocaman tepsiler ve kocaman masalar istiyorum. İnsanlar hınçla çiğköfte yoğursun, kebap yapsın, Urfa'da olalım ya da Antep'de. ''Oh be amma yedik'' diyelim, şarkı söyleyelim sonra biraz da tatlı alalım. Tepsilerin biri gitsin biri gelsin ama fonda durmaksızın yoğurulan bir çiğköfte olsun yani. Yiyemesem de dursun orada. Sonra iskender yiyelim, ayran içelim, bol köpüklü.


Kekik

19 Şubat 2012 Pazar

Kaşınma şenliği

Mükemmel bir cumartesiydi. Telefonumun alarmı çalmadan uyanmış, uykumu iyi almıştım. Vakit kaybetmeden saçlarımı yıkadım, köpükledim ve saç kurutma makinasının bigudi bölümünü takıp, saçlarımı kıvırcık bir hale getirdim. Annem de uyanıktı. Kediler her zamanki açlıklarıyla -tabii Aybi'nin ki azgınlıktan- yüzüme acı acı bakıyorlardı. Bütün karşı çıkmalarıma rağmen annem, kedilerime ıslak mamayı alıştırmıştı bir kez ve artık kuru mamanın üstüne kakalarını bile yapmıyorlardı. Giyindim. Annem: "şunlara mama alda gel hadi deveciğim" sözü üzerine montumu üstüme giyerek evden çıktım. Apartmanın önünde bıdı boyuyla duran, erişkin bir tekir vardı. "abucu" diyerek (abucu halk arasında devece bir seviş biçimi olarak tabir edilir) uzaktan uzağa sevdim. Koştur koştur markete gidip ıslak mama aldım. Apartmanın önünde tekirin mama kabının olduğunu fark ettim ve rahatladım. Yani birileri ona bakıyordu. Apartmanın içine girerken; Kekik'in kedisi Bulgur'un turmaladığı elim ile tekir'i sevdim. Çok değil ama öyle... Öylesine. Eve çıkıp kedilerimi doyurdum. Ardından makyajımı, saçımı yapıp saat'e baktım. Saat, atölyeye gitmeye daha çok var'ı gösteriyordu. Sıkıldığım için tekrar montumu giyip evden çıktım. Atölyede güzel haberler aldım. Belki de erken gitmeseydim böyle bir fırsat elde edemeyecektim. Güzel haberlerle atölyeden çıktım. Maça gideceğim kişilerle buluşup Simit Sarayı'nın yolunu tuttuk. Bir sigara böreği, ufak bir dilim portakallı kurabiye ve topu topu 2 çatal ıslak kek yedim. Mutlu mesut Fenerbahçe-sivasspor maçını izlemeye gittim. Kontrol esnasında en sevdiğim çakmağımı ve bozuk paralarımı, sanki hiç anlamı yokmuş gibi alıp, poşetlere savurdular. İşim gücüm yok sahaya madde atacağım zaten! Ne sandılarsa beni? Aşırı stresli geçen bu maçın ardından; verdiğim skor doğru çıkarak daha mutlu bir şekilde evime geldim. Annem bilgisayar başımda oturuyordu. Babam ve abim Adanaya gittiği için annem, onun yanında takılmamı rica etti. Ben de kırmadım oturdum. Pirıngıls ile bir kutu kola içip, koltuk altımda ufak bir kaşınma sezdim. Atölyeden verdikleri video mp4 formatında sıkıştırılmış bir dosya olduğu için, onu açacak programlar bulmaya çalışıyordum. Buldumda. Videoları izlemeye başladım. Kaşıntım koltuk altımda yoğunlaşıyordu ama pek önemli değildi. Tekrar karnımın acıktığını fark ettim ve bir kutu kola daha açıp haşhaşlı ekmek yemeğe başladım. Kaşıntım, gittikçe kollarıma, sırtıma, popoma yayılmaya başlamıştı. Bir yandan videoları izlerken, bir yandan da hatur kutur kaşınıyordum. Üşenmeyip aynaya bakmaya gittim. Ben bunları birinden daha biliyorum dedim ve aynaya bakıp "OLAMAZZZZ UYUZZ OLDUM KESİNNN!!" diye geçirdim aklımdan. Dumur olmuştum. Uyuyan annemi uyandırdım. "Bende de oldu uyuz değil bu korkma iki güne geçer birşey dokunmuştur" diyerek uyumaya devam etti. Bense internette araştırmalarımı sürdürüyordum. Uyuz hayvanının ne kadar iğrenç bir hayvan olduğunu düşündükçe derime böcek ilecı sıkmak geliyordu içimden. Neyseki Uzman tv sağolsun uyuzun boyunlarda ve yüzde olmadığını bu bölgelerin kaşınmasının ancak kurdeşen dökülüyorsa olacağını öğrendim. Kurdeşenin yiyeceklere olan alerjiklik sonucu olanına kapılmışım. Aldığım bir alerji ilacı neticesinde kaşıntımı biraz olsun durdurup uyuyabildim. Uyandığımda tuvalette gittim. Aldığım ilaç uyku yapan bir alerji ilacı olduğu için ve yataktanda hemen kalktığımdan olsa gerek tuvalette başım dönüp yere düşmüşüm. Alnımıda vurdum bir yerlere hatırlıyorum. Kendime geldiğimde kolum kaplumbağa suyunun içerisindeydi. Bir kuvvet ile kendime gelmeye çalışıp olduğum yerden doğruldum. Bu esnada elimi de inciltmişim... Annem de markette gittiğinden her işi tek başıma yapmak zorunda kalmıştım. Odama doğru gittim. Yatagımın üstündeki kıyafetleri bir hamlede yere bırakıp kendimi yatağa attım... Ve şu an kaşıntım olsa da daha iyiyim.
Deve

15 Şubat 2012 Çarşamba

Giden günlerim oldu

Sayıları çok fazla. Nerede olduklarını bilmiyoruz. Tek bildiğimiz birer birer gittikleri ve geri dönmedikleri. Şaşırtıcı olansa ortada ceset yok.
Suyun yüzeyine çıkamayanların sayısı çok fazla. Birileri onları yiyor mu ? Yoksa saklandıkları gizli bir yer mi var ?
Bazı ölümler zamansızdır. Akvaryum balığı olmayı seçtiyseniz daha da zamansız. ''Su içeyim, şuraya yüzeyim, sıçayım'' derken bir de bakmışsınız solungaçlarınız eskisi gibi değil. Makina eskimiş. Yaşınızı aklınızda tutamıyorsunuz. Hoş siz hiçbir şeyi aklınızda tutamıyorsunuz. Ya da o kadar çok şeyi aklınızda tutuyorsunuz ki kafanız karışıyor. Ortada bir ceset olsaydı benim de kafam karışmazdı...
Yok. Nereye gömüldü bilmiyoruz. Akvaryumu alt üst ettik. Boklar dahil olmak üzere her türlü pislik yukarıya doğru çıktı ama balıklar yok. Toplamda üç kaybımız var. Her biri uzun süre yaşamış hoş denilebilecek türden balıklardı. Akvaryumda dost yanlısı olmayan bir balık var ; melek balığı. Tahminimce balıkları o yiyor. Peki ama bu kadar kısa sürede sindirmeyi nasıl başarıyor ? Ayrıca ölü bir balığı yemek nedir ? Bu mertliğe sığar mı ?
İçerde bir koşuşturma hakim. Sanki herkes dedikodu yapıyor ama balık aklı, üç saniye içinde unutuyor. Bu yüzden kimse suçlu değil. Suçsuz da değil. Hiçbir tanımları yok. Ne güzel evren. Sıkılınca dolaşırsın. Sonra unutursun dolaştığını da.
Diplerde bıyıklılar dolaşıyor. Arkadaşlarının gözleri önünde yenildiğini görseler de susuyorlar. Konuşsalar ne diyecekler ki ? ''Blup''. Heyecanla pislikleri yutuyorlar. Heyecan onların her zamanki hali. Birileri ölüyor ardından birileri pislikleri yiyor. Arkalarını temizleyen çok yani. Susmayı bu yüzden seviyorlar, suya oturmayı sevdikleri gibi.
Akvaryumda herkes üç maymun.

Kekik

Hanimiş hani?




Marakas, içerisindeki boşluğa yerleştirilen küçük sert parçacıkların sallanmanın etkisiyle birbirine çarparak ses çıkardığı bir tür vurmalı müzik aletidir.
Tahta, bambu ve platikten yapılan çeşitleri vardır. Genelde Afrika ve Latin Amerika müziklerinde kullanılır.
                           

Kaç yıl oldu bilmem ama, ben insanlardan marakas istemeye utanır oldum; onlarsa -ki nasıl bir yüzsüzlükse artık- bana marakas almamaktan utanmıyorlar. İnsaf... taa kübalardan anneme hediye alınan ve (ne gelirse gelsin) illa ki benim olacak olan hediye, (ki bu hediyeyi alan kişi beni dış görünüşüm dışında tanımaz) kitap ayracı bile şansıma marakaslı gelirken; beni tanıyan, bir de "hayatımda farklı bir yerin var" diyerek beni önemsediğini belli eden insanlar şu marakası bana niçin almıyorlar anlamıyorum. Sizleri ince göndermelerim ile uğurluyor ve marakaslı kitap ayracım ile ayırdığım kitabıma geri dönüyorum.


Bilgilendirici video için lütfen "play" tuşuna basınız.




 İyi geceler
          Deve

12 Şubat 2012 Pazar

En sevdiğim

Sana aşkım bir volkan gibidir.
En sevdiğim tatlı kazandibidir.

Kekik

Bir gün yapacağım...




Kekik...

Kalpli kaşarlı öpüşen robot

Mantıklı. En azından hediye alacağına kaşar almak daha mantıklı. Bazı klişeler kendi içinde güzeldir. Bu da onlardan biri bence. Niye sevgilin sana ''bana neden KAŞAR aldın?'' desin ki. Ben olsam hapır hupur yerim. Adamlar nerden para kıracağını biliyor en azından.

 Konuyla alakalı mı alakasız mı bilmiyorum ama dün okuduğum şu olay fazla saçma ;



Neymiş efendim. Öpüşür gibi ses çıkarıyormuş. Be ey dürzü. Aynı hissiyatı verir mi ? Bir zahmet uzaktan sevişme de çıkarın. Kimse üstünü başını çıkarmakla, efor sarfetmekle uğraşmasın. En azından sevgililer günü kaşarının yenilir yutulur bir yanı var. Bu ne böyle robotu neden öpelim. İçinde wireless olsa nolur, gönlümün wirelessi kapsama alanı dışındaysa.........


Kekik
Şu minibüs koltuklarına masaj aleti koysalarda, kadıköy yollarında ikide bir popomu bir o yana bir bu yana oynatmak zorunda kalmasam... Alttan mınır mınır bişeyler oynaşsa, yumuşacık bir zemini olsa ne olur ki? Müşteri mutluluğu herşeyden önemlidir derler bide! Popom hiç mutlu değil sayın minibüs severler
Deve

11 Şubat 2012 Cumartesi

Velkam tu dı riyıl vörld

Hayır ben böyle şeyler hep heri potır'da falan olur diye düşünürdüm ne bileyim açıl susam açıl'la büyümüş bir nesil olduğumuzdan o zamanlarda heri potır çölde su tadındaydı. Olay şöyle gelişmiş;

   ''Artvin’de bir otelde yapılan aramada, asansörün altında bulunan ve 0 ve 1 numaralı tuşlara aynı anda basılması ile inilebilen gizli bölmede fuhuş yaptırıldığı iddia edilen yabancı uyruklu 7 kadın bulundu. Gözaltına alınan 4 otel görevlisi adliyeye sevk edildi.''

Biraz tuhaf tabi. Aslında herkesin  başına gelebilecek türden. Yani şimdi 0 ve 1'e aynı anda bassam karşıma da cıscıbıldak hatunlar çıksa ne derim onu da bilemiyorum. Müşterilere de ne dediler ki acaba ? ''Abi 0 ve 1'e aynı anda bas ama bak aynı anda yoksa gizli bölme açılmaz '' falan mı. İşin tuhaf yani bu asansörü yapan şirket nasıl bir kafaya sahip ki...
 Çok korkunç. Bilemiyorum. Sanki 0 ve 1'le aynı anda basınca bir anda tebrikler yazmış gibi. Ya da ne biliyim. ''Gizli bölmeyi araladınız!'' da olabilir. Bundan böyle asansörü olan her binada aklımda 0 ve 1, heri potır ve şüphesiz ki ''sen istiyor duj verecek 10 dolar daha'' olacak... Biliyorum...


Bu da o haber ; 
http://www.haber3.com/fuhus-sifresi-0-ile-1e-ayni-anda-bas-1187114h.htm

Kekik

10 Şubat 2012 Cuma

dıbıdıbıdı

3 katlı bir pasta yapacağım! Büyükten küçüğe doğru, nereden baksan Pisa kulesi!
Evet, sonunda çok istediğim kek kalıplarına kavuştum! O kendini iyi bilir'e teşekkürler(: seni dünyalar kadar çok seviyorum! Küçük kek kalıplarım da var. Onlarla Muffin yapma gibi bir amacım var. Uğraşacak malzemelerim çok fazla yani bu ara. Bir tek güzel tariflerim eksik. Onları da çok geçmeden bulacağım. Belki babane mi ararım bu bahane ile kim bilir...
Deve

Fantezik

Portakalı soydum. Baş ucuma koydum. Ben bir yalan uydurdum. Duma duma dum. Kırmızı mum!
İnsan hayatı akıl almaz fantezilerle geçiyor. Bazen hiç yoktan fantezi çıkıyor, bazense yıllardır yapmak istediğimiz, aklımızda kurup kurup uyuduğumuz fantezilerimiz gerçeğe dönüyor. Bizim çağımızda fantezilerini gerçekleştirmeden ölen insan sayısı azdır bence. Çünkü fantezik bir hayat yaşamaya meğilli insanlar olup çıktık.  Kimilerinin fantezileri, Feriştah yenge, kimilerinin fantezileri iste Nuri alço. Tabii bana kalırsa çoğunluk Nuri alço. Nede olsa "bana verdi" cümlesinden çoğu insan Nuri alço'ca fanteziler üretecektir. Neyse. Fantezik bir 14 Şubat düşünen insanlar şimdiden belirmeye başladı. Masa mumları, gül yaprakları, kırmızı ampuller, saten çarşaflar... bir bir satılıyor. Bir de bunların fantezi olsun diye 14 Şubatta evlenen cinsleri vardır ki, pek acırım kendilerine. Bütün güzel fantezilerini bir güne sığdırmaya çalışan insanlar, 14 Şubatı kutlayanlar olduğunu düşünüyorum. Sanki 364 gün 6 saat birbirlerine hiç cilve yapmayacaklar, hiç gül almayacaklar, romantik bir akşam yemeğine çıkmayacaklarmış gibi "14 Şubat" diye kasım kasım kasılıyorlar.
Notre Dame'ın Kamburu'nu okuyan arkadaşlar iyi bilirler ki, 6 Ocak deliler bayramı olarak kutlanmaktadır.  En saygı duyulası bayramdır. 364 gün 6 saat hiç kasmadan kendisi gibi olmuştur insan ve bunun için kutlar kendini. En mükemmel deli olansa o yılın delisi seçilir. İnanıyorum ki, bir gün tüm dünya 6 Ocak'ı kutlayacak ve sevgililer günü gibi saçma, anneler-babalar günü gibi göstermelik bayramlara ihtiyacı kalmayacak.

Deve

9 Şubat 2012 Perşembe

Yağmur yağdığında saatlerce yürüyemem ama kar yağınca yürüyebilirim mesela.




Kekik

7 Şubat 2012 Salı

Hedaye

10. ayın 13. günü saat 7:30 gibi yanmış mumum. Annem ve babam bu güzel günü kutlamak için pikniğe gitmişler. "Ne güzel" demiş babam "hiç karınca yok!" "Hiç karınca yok" diye sevinçle tekrarlamış annem de.  "Şaşılıcak bir şey değil. Hiç karınca olmaz zaten ekim ayında." diyerek 5 günlükken konuşuvermişim oracıkta.
Çok eskiye gitmişim oysa 120 gün öncesine dayanmakta olan bir şey anlatacaktım size.
Ben 19 yaşıma resmi olarak basarken; çok sevdiğim birisi tarafından hediye edilmiş karınca yuvasının hikayesi...
Hediyeyi ne kadar çok beğenmiş olsam da aklımda hep "bu mevsimde karıncayı nereden bulacağım lan ben" sorusu vardı... Hayır yani sadece bu mevsim olsa gene iyiydi. Bunun birde kışı vardı... Nerden baksanız 4,5 ay bu güzelim, şahane hediyenin nimetlerinden yararlanamayacaktım. Öylece masamın üzerinde duracaktı. Hediyeyi verenin dırdırıda cabası! O anın tadını bozmamak içinse, yumdum gözlerimi öptüm yanaklarını. Mutlu olmuştum ama, karıncayı nereden bulacaktım şimdi?
4,5 ay uzun geldiğinden hevesime yenik düşüp eve gelir gelmez oynadım karınca yuvamla. Sopa soktum içine, tünelleler açtım. Zorla bulduğum karıncayıda sokuşturdum sonra. Karınca inatla çıktı, ben inantla geri koydum karıncayı. Sonunda tek bulduğum karınca terk etti beni. Mutfağa gittiğim bir anda yuvanın içinden kaçıp kurtulmuş. Karıncayı yuvanın içinde ararken, yuvanın görüntüsününde iyice bozulmuş olduğunu fark ettim. Üzüldüm. Hevesim kaçtı. Koydum kenara. 
Günler geçmiyor derken bir bakmışım ay olmuş, aylar olmuş bugün gelmiş çatmış. Mutfakta bir karınca daha buldum. Attım içine. Kötü açmış olduğum tünellerden birinin içine girdi. Çıktı. Girdi. Şimdi de oralarda biyerlerde. Umarım hemen ölmezsin karınca!
Baktım olamayacak böyle, araştırayım dedim nasıl bir şeymiş bu yuva, niçin benim karıncalarım gitmiyor yolda. Okudum, izledim. Tünelleri onlar açacakmış bilemedim.
Ben masumum tüm suç hediyeyi alanda.

Deve

Açıkta kalanlar

Çok şiddetli bir kavgaydı. Küfürler havada uçuştu ve sonunda babam bana orospu dedi. Uzun süre ağladım. Bir yandan da televizyondaki kanallara zap yapıyordum. Ucuza uçak bileti gördüm. Kiev'i denemek harika olacaktı. Ne ara haber aldı da geldi bilmiyorum, ablamı yanımda buldum. Sahilde otobüs beklemeye başladık. Eşyalarımız çok fazlaydı. Nerden baksan 20 bavul. İlk gelen otobüse bindik fakat otobüs yanlıştı. Klasik iett şoförü tavrıyla ''durak gelmeden indirmem'' dedi. İnemedik. En kötüsü de eşyalarımız dışarıda kalmıştı. İndiğimiz durak sahil kenarıydı ve eşyalardan oldukça uzaklaşmıştık. Marmara Denizi'nin dalgalı olduğu günlerden biriydi ve inatla yüzmek istiyordum. Eşyaları boşverip denize atladım. Çıktığımda ablam telefonla konuşuyordu. Bizimkilerin çok üzgün olduğunu, babamın yataklara düştüğünü anlattı. Eve dönmeye karar verdim. Evimiz üç katlıydı ve bahçesi kocamandı. Bahçede beni bekleyen sürprizi görünce biraz yumuşadım. Annem bana araba almıştı. Her nedense yanında da laptop hediyesi varmış. Mutluydum. Biletimi heyecanla çöpe attım. Babam beni sevgiyle kucakladı ve mutlu aile tablosu olduk. Uyandım. Annem ve ablam telefonla konuşmaya devam ediyordu.


Kekik

6 Şubat 2012 Pazartesi

Tokat

Bu böyle olmamalıydı ama oldu bir kere. Senelerdir bizimlesin çok ekmeğini yedik; kimi zaman yalan yanlış linklerle vaktimizi çaldın, kimi zaman da beş dakika içinde film indirmenin zevkini yaşattın bize. Bazen açılmadın, uyuz ettin, yanlış cracklerle uğraştırdın, 'bu son' dedirttin ama yine de seninleydik. Başka sitelere bakmadık hiç, sen btjunkie'idin, en iyileri sendeydi. Hey gidi koca çınar ! Böyle ansızın veda etmek olur mu ? Şimdi gönlümüzü hangi torrentlere açacağız...Yazık değil midir sersefil ettiğin onca insana. İnanır mıydık bir sabah mavi ekrana yazılacak elveda yazılarına..Hadi veda edilirdi de, böyle mi edilirdi ? Belki son 10 download gibi bir şey çıkarsaydın da öyle gitseydin. Şimdi mininova'da ekstratorrent'de nasıl vakit geçiririz, işin kötüsü de sor bakalım her seferinde açılıyor mu..Senin kadar bonkör olabiliyor mu...
Şöyle bir içim cız etti. Hüzünlendim. Keşke böyle olmasaydı. Gitseydin de, gitmek var gitmek var be...Yakıştı mı büyüklüğüne...
Suçumuz neydi bizim ? İsyanım tanrıya..Sana söz sözüm gülüm..Elveda, elveda..

Kekik

5 Şubat 2012 Pazar

Portakal Orda Kal

Portakalların arasından şeker portakalını bulabilmekti mutluluk. Ben hiç bulamadım. Düşerim korkusundan bir kez bile tırmanmadım dev ağaçlara. Güçlü kollarım, ayaklarım vardı da, dengem hiç olmadı. 

Portakalların arasından şeker portakalını bulabilmekti mutluluk. Ben şeker portakalı hiç yemedim. Bulanlar, gerisini hayal gücüme bırakıp anlatırdı ne şahane bir şey olduğunu. Ellerinden suları aka aka yerlerdi onlar, ben yere düşen damlaları sayardım öylece. 

Tadına bakmak için senin bulman gerekirdi. Kimse kimseye kaptırmazdı onu. Tadına bakmak için, dev ağaç dallarıyla savaş varmen gerekirdi ve tekrar tırmanmamak için, el yordamı ile seçtiğin portakalları, kıvırdığın kıyafetine doldura bildiğin kadar doldurmalıydın. Denge gerekirdi. Tabii gene de bahtına ne çıkarsa…

Ben bir kez bile tırmanmadım portakal ağacına. Olduğum yerden yokladım şansımı. Onlar şeker portakallarını yerken, turunç tükürdüm ağazımdan.

Deve 

Emekli Ali Amca

Meraba araba. Bu lafı çok seviyorum. Sevdiğim diğer bir laf da ”iyi olan her şey yapıldı” lafıdır. O lafı duyar duymaz gülerim. Annemin de çok ilginç lafları var. Mesela bugün kedimize ”soysuz” dedi. Sanki tüm kediler İngiliz Kraliyet Ailesi’nde yetişiyor da…Neyse…Cumartesi günlerini çok seviyorum. O zamanlarda da hep kafamda bir Feridun Düzağaç canlanıyor. Bugün orda da cumartesi mi ? Yok biz daha perşembede kaldık..Neyse..Küçükken bir robotum vardı, beyaz. Çok severdim onu. Kafası falan oynuyordu. Wall-e denen modern çağın robotlarına bin basardı. Sonra kuzenim geldi onu kırdı. Hem de tam doğum günümde. Bu sebeple doğum günlerinde biraz burkulurum. Nerden esti ? Yakın zamanda doğum günüm var. Niye sevineyim ki ? Yaşlanıyorum. Eskidendi o ”büyüdüm abii” ayakları. Kışı sevmememin en temel nedeni bağıran kedi sesi. Hani bağırmıyorlar inliyorlar. Onlar için her yer yatak odası tabi. Neyse…
Aklımdan bir sürü şey geçiyor. Galiba odaklanamayacağım. Buraları Deve gibi konuşmayı yeni öğrenen yerdenbitmelere bırakacağımı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Şimdilik hoşçakalın.

Kekik

Rauf Denktaş'ın sesini tanımayan kızın anısına...


Eğer ölmeseydi, kaç kişi Rauf Denktaş beyefendisini tanıyacaktı? 
Birde gelmişler kızcağızı, adamın sesini tanımadı diye eleştiriyorlar. Eleştirileri yapanlar da, gerçekten adamcağızı biliyor olsa gam yemeyeceğim.
Zira şöyle bir durum var, “Rauf Denktaş” adını duymuşsamda, sesini hiç dinlememiştim. Çünkü oturupda siyasetçi sesi dinleme gibi bir fantezim yok. Yazıları, söylevleri okunur elbet. Okunmalıda. Ama sesini dinleme gibi bir zorunluluğu olmamalı bir insanın. Bazen en ünlü şarkıcının sesini bile çıkaramadığımız oluyorken; Belki de hayatımızda en fazla ikikez duyduğumuz bir “ses’e” bu kadar eleştiri niye?

Sosyal medyada ondan bundan duyduğuyla, yarım yamalak bilgilenen bir topluluk, hangi kültür ve hakla eleştiri yapabiliyor?

Kızdım bak gene. Yanaklarım şişti kelimelerden.

Deve

Meah...


Hani burnun akar ya…Başında büyük bir ağrı, sümüğün çelimsiz ve akmaya olabildiğince müsait…Hani boğazında garip bir balgam; ne tarafa gideceğini bilemeyen.. Hani sinüzitin yuva yapar ya yüzünün üzerinde…Her dakika bir hapşırık, her an aniden gelebilecek bir boğaz kaşıntısı…Kulaklarında marmara denizinden gelen eşsiz dalga…Dudakların koparılmak için can atar ya hani…İşte böyler zamanlarda bil ki;


YALNIZ DEĞİLSİN ! 
konuyla alakalı video ; http://www.izlesene.com/video/yavas-cekim-hapsurmak/3217117  



Kekik 

Lancome

Petrol ofisinin çalışanlarıyla arkadaş olmam yakındır diye düşünmekteyim. Zira onlarla sabahlayıp, onlarla aynı saatde uyuyorum. Hatta çalışanlarının benden daha fazla uyuduğuna da eminim. 

Poposunu tekmeleyip, ağzınagözüne iki tane vurmak istediğim bir insan var. Neden hala bu kadar değerli anlayamıyorum.

Kaçıncı gidiş, kaçıncı dönüş? Artık sayamıyorum bile. Tam da gitmedik hiç aslında ama, gene de “belki de bu gerçekten sondur” düşüncesi her defasında daha çok canımı yakıyor. Ne kalmaya yatıyoruz ne de gitmeye açıyoruz kapıları. İki arada bir derede sıkışıp kalmak böyle olsa gerek. Demirkan abimin “Zor geliyor” şarkısını anımsayıp gülümsüyorum sonrasında.

Poposunu tekmeleyip, ağzınagözüne iki tane vurmak istediğim bir insan var. “Lankom” ona hep “lancome”.

Kızartmanın içinde ki patlıcan ile patates gibiyiz bizse. Birimiz olmasakta olur ama, ikimiz de olursak daha güzel.

Deve

Gel Gel Su Çok Güzel

Ah deveciğim benim…Ne de güzel ağzından bal damlamış…Çok severim ben deveyi..5 senelik arkadaşımdır…Neyse…Ben Kekik. Bazı arkadaş ortamlarında ”kekikli nanepolo” olarak da varlığımı sürdüren bir garip insanım.  
Nerden geldi bu Kekik ? Neden Kekik ? Başka isim mi yoktu ? diye düşünebilirsiniz tabii…Kekiğin tarihi çooook eski zamanlara dayanıyorum efenim…Bundan yaklaşık 5-6 ay önce ki bu benim yakın tarihi çok erkenmiş gibi hatırlamamdan da kaynaklanabilir Deve’lerin evinde pineklerken makarna yapasımız tutar. Aslında yapasımız tutmaz; deve yapar, ben de izlerim. O zamana kadar da yaptığı tüm makarnalara baharat yedirmeyi ihmal etmeyen bir übersonikliğe sahipti. Nasıl mutlu olurdum bilemezsiniz. Fakat o gün…O gün her şey sona erdi…Çünkü ”evde kekik kalmamış” dedi. Ben ki ota boka ağlamayan bir insanımdır bir anda günlerce tutulacağım bir ağlama krizine girdim. Neden oldu bilmiyorum. Geçmişimde kekikle ilgili ne yaşadığım sorusunu da uzun uzun düşünmedim ama olmayan kekiğin aslında bilinçaltımda farklı bir cevabı olduğuna eminim. Neticede akşamın bir vaktinde kekik almaya gitmek için fazlasıyla üşengeç bir halde olduğumuzdan makarnayı sade yemiştik. Belki de ketçaplıdır, bilemedim şimdi…
     Tabi bir de şu var ki kanımca kekik dünyaya gelmiş olan en güzel baharat buluşu. Yerine koyacağım bir baharat da yok. Ne kırmızıbiber gibi büyük ne de karabiber gibi küçük… Her şeye koyabilirsiniz, ne tadını bozar, ne de rahatsız eder…
  Hayır bir reklam ücreti almıyorum kekikten…Devenin tumblr tahtına da aday değilim..Arada bir görünür, giderim. Ya da perdeyi açar kaçarım. Zili çalıp da kaçarım. Gerçi ben hep kaçarım. Ah kaçarım kaçarım.

Kekik
  
Tek kişilik çıktığım bu yola, canım, ciğerim, çiçeğim, ortağım, kardanadamım, gözüm, yüzüm, gönlüm olan Kekikle devam etme kararı almış bulunmaktayız. Herşeyde olduğu gibi, burda da ortaklığımızı konuşturmayı düşünüyoruz.
Kekik çok iyi bir insandır. Ağzınıyüzünügözünüburnunuboynunu hiç düşünmeden yiyip, ardından suyunu sıkıp içiceğiniz bir insandır. Onu çok seviceksiniz eminim. Çünkü ben çok seviyorum. Beni de sevmeyi ihmal etmeyin. Bir deve olarak etim ekşi olsada güzeldir.

Deve